M.Ö 4000 yılına kadar uzanan zamanın başkenti olan bir liman şehridir. Şu an sadece % 10'unun ortaya çıkarılabildiği şehir zamanında Küçük Menderes ırmağının deltasında bulunmaktadır. Zamanla alüvyonlar limanı doldurunca kent özelliğini yitirmiş.
Biz Efes kentine Magnesia Kapısından girip gezmeye başladık.
İlk olarak sağ tarafta Odeion (Belediye Sarayı) karşımıza çıktı.
Burası Danışma meclisi toplantılarının yapıldığı ve konserlerin verildiği 1400 kişilik küçük bir antik tiyatro görünümünde yapıydı.
Odeionun kapısından çıktık, karşımıza kentin bağımsızlığını simgeleyen iki sütun üzerine ateşin yakıldığı Prytaneion çıktı. Prytaneion'u görüntüledikten sonra yolumuza devam edip sol tarafta Dometian Meydanına ulaştık. Burada Dometianus tapınağını ve onun arkasında bulunan ve şu an kapalı olan yazıt galerisini gördük.
Aynı meydanda Polio çeşmesini ve zamanında hastane olarak kullanıldığı zannedilen yeri görüntüledik.
Tekrar ana cadde olan Kuretler caddesinde yolumuza devam ettik. İki tarafında heykel kabartmaları olan ve kuvvet tanrısı olduğuna inanılan Herkül'e atfedilen Herkül kapısından geçtik.
Yolumuzda devam ederken sağ tarafta iki katlı anıt olan Trajan çeşmesini gördük. Anıtın ortasında bir ayak ve onun altında bir küre gördük. Bu da imparator Trainus'un heykelinin ayağı ve onun altındaki Dünyayı simgelemektedir.
Kuretler caddesinde yolumuza devam ettik ve sol tarafta tepeye doğru uzanan birbirinin önünü kapatmayacak şekilde yapılmış yamaç evlerinni gördük. Bu evlerde pencere bulunmadığını komşuluk ilişkilerinin olmadığını sosyal ilişkilerin sadece hamamlarda ve umumi tuvaletlerde geliştiğini öğrendik.
Hemen sokağın karşısındaki hamama girdik. Bu hamamlara sadece yamaç evlerinde yaşayan soylu erkeklerin girebildiğini öğrendik. Hamamlar şu an bile hayretle bakacağıımız bir kaç bölümden oluşuyor, soğuk, ılık ve cehennemlik bölümleri...
Tuvaletler ise resimde de görüldüğü gibi sosyal ilişkilerin çok kuvvetli olduğu yerlermiş...
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
No comments